JamesBond filmlerini ilk Sean Connery ile tanıdık. Nispeten maço bir karakterdi ve belki de ilk olmasından dolayı da en çok o sevildi. Bu yönüyle Daniel Craig’i, Connery’in devamı olarak gördüm.
Toplam yedi ayrı oyuncu Bond karakterini sinemaya taşıdı. Çocukluk dönemlerine rastladığı için Roger Moore’un bende yeri ayrıdır. Sonra gelenlerden, Pierce Brosnan’ da epey sevildi. Sanırım Roger Moore tarzında olmasından kaynaklandı.
Daniel Craig, halen son Bond ve ilk filmi Casino Royale’de biraz soğuk bulundu. Daha bir ajandı ve daha bir sert olduğu için ise daha kırılgandı.
İyi bir James Bond izleyicisi olarak 2012’de çekilen Skyfall’ı haliyle daha bir merakla izledim.
Öncelikle Türkiye’de geçen bölümleri oldukça ilginçti. Tabii film kurgusu içerisinde, sahnelere konu olan yerlerin birbirini ardına akışını izleyince biraz şaşırdık.
Şaşırmamak eldemiydi ki: Mısır Çarşısı’nın çatısında başlayan motorsikletli kovalamaca, tahminen Galata Köprüsünden düşüş, Sirkeci’den kalkan trenin tepesine olmuştu
.
Yaklaşık olarak trenin varması gereken yer Bakırköy olması gerekirken, aşağıda hikayesini anlatacağım Varda (Alman) Köprüsü’nde kıyamet koptu.



Varda Köprüsü Adana il sınırları içerisinde bu arada. Varda Köprüsü üzerinde vurulan James, trenden düşünce normalde toprağa çakılması gerekirken, serin sulara daldı.
Ağır yaralı olarak suya düştükten sonra ise ilk gözlerini açtığı yer, Kelebekler Vadisi, Fethiye idi…
Konuya böyle bakmazsanız güzel çekimlerdi doğrusu… Kurgu heyecan yaratmalı, yoksa banliyö treni güzergâhında, casus filmi mi olur…
Kendimi manzara fotoğrafçısı olarak tanımladığımdan Varda Köprüsünü görünce, ben buraların fotoğraflarını çekmeliyim diye düşünmüştüm. Bir de hikâyesini duyunca hele iştahım iyice kabarmıştı. Açıkcası başta, bir fotoğraf gezisinin bu kadar güzel olabileceğini de düşünmemiştim.
Gece Ereğli’de kalmıştım. Pozantı üzerinden, yolu da bilmediğimden Adana’ya, oradan Karaisalı’ya gittim. Kulağımı tersten gösterip Hacıkırı’ya ulaştığımda, her yorgunluğa değdi doğrusu. Ama düşünemedim baştan, Pozantı’ya tren ulaşıyorsa, bir şekilde karayolu da olmalıydı… Kısmet başka sefere. Nasılsa artık kestirme yolu da biliyorum.
Bond’un suya düştüğü yer burası. Su yok görüldüğü gibi. O kadar olur…
Varda (Alman) Köprüsü:
Tam hikâyesini aktarayım önce… Sonra fotoğraflar.
1800’lü yılların sonunda Amerika Birlesik Devletleri, Rusya, Ingiltere, Fransa ve İtalya gibi ülkelerin hükümranlık kurduğu ülkelerde petrol kaynaklarina sahip olmalari Almanya’yi zor durumda birakir. Alman Imparatoru Kayzer Wilheim 2 danismanlariyla yaptigi toplantida petrol konusun ele alir ve petrol ülkesine geçis yapilamadigi sürece basarisiz kalacaklarini anlatir. Bu toplantida proje çalismalarinin baslatilmasini ister. Aslinda Almanlar petrol kaynaklarini düsünürken, Arap ülkelerinde zor durumda olan Osmanlılar ise asker ve mühimmat nakliyesini öncelikli ele alırlar.
İngilizlerin egemenligini devam ettirdikleri Kizildeniz üzerinden Arap bölgesine geçis yapamayan Almanlar’in aklina Istanbul-Bagdat-Hicaz demiryolu insaati gelir. Alman Imparatoru Wilheim 2, derhal Osmanli Padisahi Abdülhamit 2 ile temasa geçer. 1888 yilinda anlasmalarin imzalanmasindan sonra ise Alman hükümeti demiryolu insaatini Deutche Bank’in finansiyla Philipp Holzmann, Krup ve Siemens firmalarindan olusan bir konsorsisyuma verir.
Alman Imparatoru Wilheim 2’nin talimatiyla Almanlarin devlet bankasi Deutche Bank finans destegini hemen açiklar. O zamanlar Avrupa’nin en büyük insaat firmasi olan Philipp Holzmann tünel ve barinacak yerleri, Krup firmasi ise raylari döseyecek,ünlü firmalardan Siemens ise elektrik tesisatlari ile lokomotif üretimlerini saglayarak Istanbul-Bagdat-Hicaz demiryolu insaatini tamamlayacaklardi
İmzaların atılması ve firmaların belirlenmesinden sonra ise insaat çalismalari basliyor ve 1905 yilinda Istanbul Haydarpasa tren istasyonu hizmete giriyor. Daha sonra sirasiyla Eskisehir, Konya Ereğli, Pozantı ve Adana istasyonları devreye girer. Ancak, ülkemizin değil belki de dünyanın en büyük tünel inşaatları, Toros Dağlarında baslamış olur. Ereğli istasyonu sonrasında Toros Dağları’nı gören Alman mühendisler şaşkına döner.
Bu arada isin zorlugunu gören Almanlar kendi ülkelerinin vatandasi olan ancak Yunan asıllı olan Nicolas Mavragordato’yu apar topar Adana’ya getirerek baş mühendis olarak atarlar.
Alman ve Türk isçilerinin çalıştığı ve uğrunda öldükleri Istanbul-Bağdat-Hicaz demiryolu insaati tarihinde Belemedik ismi önemli yer tutar. 1900’lü yılların başında başlayan Toros Tünelleri insaati tam 20 yil sürer. 12 km’lik bölümde tam 22 tünel açılır. O tarihlerde karşılıklı çalışan isçilerin açtiklari tüneller bazen birbirini görmediği için, Türk isçiler “bilemedik, bilemedik” diye feryat edince Alman vatandaslari da buna karsilik “belemedik, belemedik” seklinde karsilik vermisler. Türkiye’nin en güzel doğa görüntüsüne sahip bu yere ise Almanlar tünellerdeki şaşırmalarının simgesi olarak ‘Belemedik’ ismi ortaya çıkmış.
Almanların belki de tünellerden sonra ençok uğraştıkları ikinci konu ise Hacıkırı köyündeki Varda Köprüsü olmuş. Alman mühendisler sarp kayaliklar ve dağlık bölgenin uç kısmından köprü ayaklarını inşaatını devam ettirmelerine karşın, trenler keskin virajı alamayınca daha ileriye 200 metre derinliginde ikinci bir köprü inşaasına baslamışlar. İlk köprünün ayakları halen durmaktadır. Burada çalışan işçiler ise uçuruma inşaa ettikleri köprü ayakları için sürekli aşağıya taş atarak deneme yapmaya baslamışlar. Asağıda çalısan Türkler ise sürekli atılan taşlar sonrasında “var daha” diye bağırmışlar. Almanlar, Belemedik gibi bu köprünün ismini de “Varda” köprüsü olarak tescil ettirmişler.
Varda Köprüsü’ne 300-400 metre uzaklıkta Hacıkırı köyü bulunmakta. İstasyonu oldukça hoş. Ereğli’den binip once bu istasyona gelip, farklı mevsimlerde köprüyü fotoğrafladıktan sonra, oradan da yoluma tekrar devam etmeyi düşünüyorum.
Fotoğrafların devamı.
Varda Köprüsünün farklı açılardan Fotoğrafları
Fotoğrafı çektiğim yerde çay demleyen ve gözleme yapan dostlar tanıdım. Çayları nefisti doğrusu…
Sadece Köprüyü çekmek yetmedi bana. Almanların o dönem yaşadıkları binaları ve dağların içerisindeki tünelleri görmek istedim. Şansım yaver gitmişti. Emekli Sinyalizasyon kontrolörü yanı başımda çay içiyordu. Açıkcası bu kadar maceralı bir yolculuk olabileceğini, doğrusu başta beklemiyordum. Bir James Bond olamadım ama Harrison Ford’un canlandırdığı İndiana Jones oldum doğrusu… Hayatımın en garip fakat en heyecanlı yolculuğuydu.
Orjinali yukarıdaki fotoğraftaki gibi. Fakat benimkisi de hiç yabana atılır bir seyahat değildi. Zaman zaman stop eden en az 30 yıllık bir Rus motorsikletinin sepetinde, bazen tek tekerlek üzerinde uçurumu yalarcasına gittik. Valla iyi cesaretmiş. Canlandırma fotoğraf, yolun düz olduğu yerde çekildi, haliyle yanımdaki tripod yardımıyla. Yanlız şöförüm benden daha çılgınmış. Aynı İndiana Jones’ın babası gibi… (Sean Connery – İlk Bond) E yani, hayat ne kadar ilginç değil mi?
Yol boyunca, gördüğümüz manzara kilometrelerce böyle, yol da işte gözüken daracık yer… Hiç abartmadım yani.
Almanların bir kaç duvar kalmış kasabası. Binlere kişi kalıyormuş zamanında.
Tüneller ve tünelleri bağlayan köprüler.
Üstteki fotoğraftaki gibi dağın içerisine giren menfezler var. Rayların üzerinde yürüdüm, karanlık olduğu için iyi fotoğraf yoktu.
Günümüzün metrosu gibi düşünün. Uzun uzun karanlık geçitler. Zaman zaman aşağıdaki gibi açık alanlar. Bağlantı köprüleri. Yine tüneller.
Tam ortada yapım yılı okunuyor. 1916
Varda Köprüsüne gider misiniz, Ereğli’den trene binip, Adana’ya ulaşır mısınız bilemem. Fakat, kesinlikle önerilerecek, hatta bazı istasyonlarda inip, bir sonraki trene binilecek güzellikle bir rota. Fotoğrafı ya da gezmeyi seviyorsanız, Türkiye’de sanırım böylesi başka bir rota daha yok. En azından, Adana’ya doğru giderken Pozantı’da bir mola verin. Pozantı, Şekerpınar suyu kenarında Akköprü var.
Nefis bir yemek yerken birden tren sesini duyacaksınız ve oturduğunuz yerden, daracık bir başka köprünün daha olduğunu göreceksiniz. İki tünel arasındaki bu köprü, restoranın adeta içinden geçiyor. Şaşırmayın, tren yolu size o kadar yakın. Dağın içerisinden bir tren çıkıyor ve gözden yine kayboluyor.
Hikâyem şimdilik bu kadar. fakat bende bu fotoğraf sevdası oldukça, yolum daha düşecektir buralara…





























Abi süper olmuş, bayıldım…
Hakan hocam ellerine emeğine sağlık zevkle okudum. İnşallah bana da gitmek nasip olur.
Hakan hocam zevkle okudum. Emeğine ellerine sağlık. İnşallah bana da nasip olur gidip görmek. Selamlar.