İskeçe – Xanthi Karnavalı

Her yıl Yunanistan’ın İskeçe – Xanthi Şehrinde bir karnaval yapılır. Bu sene biz de oradaydık… Karnavalın başlama hikayesi ise şöyle:

Hristiyanlık öncesi dönemde, Hz. Meryem’in oğlu İsa’nın ileride peygamber olacağına ilişkin söylentiler artmış, o dönem ki yöneticilerin kulağına bu durum gitmiş. Hz. Meryem’e de oğlunun bulunup katledileceği haberi gelir. Yaşadıkları çevrenin mahalle halkı Hz. İsa’nın askerler tarafından bulunmaması için çocukların hepsinin yüzlerini boyarlar ve tanınmaz hale getirirler. Yapmazlarsa askerler gelip Hz. İsa’yı öldürecektir. 10 günün sonunda bu haberlerin asılsız olduğu ortaya çıkar ve Hz. İsa ve diğer çocuklar boyalardan temizlenip “temiz pazartesi” gününe banyo yapmış olarak girerler. Bu tarihlere denk gelen Pazar günü Hz. İsa’nın hayatının kurtulmuş olmasına ithaf en, bütün halk deliler gibi eğlenir. yüzlerini boyarlar, dans ederler, sevinç çığlıkları atarlar. Geceleyin de banyolarını yapıp temiz pazartesiye adım atarlar. Başta kilise bu tür eğlenceleri desteklerken, şimdilerde işin içine aşırı eğlence ve içki tüketimi girince, pek de sıcak bakmamaya başlamış… Diğer bir anlatımda ise, kimileri için 10 gün, kimileri için 40 gün et ürünleri orucu başladığı için, bu ana kadar evdeki etler tüketilip, temiz Pazartesiyle birlikte oruca giriş yapılır.

IMG_9543_1600

IMG_9546_1600

IMG_9581_1600

DP3M0437_1600

DP3M0445_1600

DP3M0481_1600

IMG_8795_1600

IMG_8799_1600

IMG_8869_1600

IMG_8872_1600

IMG_8912_1600

IMG_8974_1600

IMG_9034_1600

IMG_9045_1600

IMG_9056_1600

IMG_9086_1600

IMG_9296_1600

IMG_9318_1600

IMG_9412_1600

IMG_9413_1600

IMG_9063_1600

IMG_9106_1600

IMG_9148_1600

IMG_9174_1600

IMG_9377_1600

IMG_9396_1600

IMG_9510_1600

IMG_9518_1600

IMG_9534_1600

Çiçek Adası – Flower Island (Ayvalık)

Sık aralıklarla başıma gelen hastalığım, fotoğraf aşkına yollara düşme nüksedince, “2015 yılında gidilecek yerler” listeme baktım. Şubat ayı biraz geç olmasına rağmen, en masumu ‘Ayvalık Rotası’ gözüküyordu. Çocuklukta kodlarıma işlenmiş kokuların izini sürecektim. Nergis mevsiminin son demlerine yetişirim diye umut ediyordum. Hürriyet Gazetesinin ekinde rastlamıştım Çiçek Adası’nın ismine… Doğal ortamında kendi kendilerine çoğalmış olan nergisler, yerel halk tarafından hasat edilip pazarlara ulaştırılıyor,  mis kokularıyla kış günlerinde insanlara mutluluk aşılıyorlardı. Ben de, İzmir Karaburun ile birlikte bu çiçeklerin en çok bulunduğu iki kaynaktan bir tanesine, Çiçek Adası’na gitmeye karar verdim.

Fotoğraf çıkar mıydı, yaklaşmakta olan yağmura yakalanır mıydım, daha kötüsü adaya geçebilecek bir araç bulabilir miydim, tüm bunları göz ardı ederek çıkıyordum yola… Plansız fotoğraf çekimi olmazdı ama biraz da fotoğrafın şans meleklerinin peşinde koşmak da başka bir güzelliktir. Her ihtimale karşı bir kader arkadaşı ayarttım, sevgili dostum Cemal Atasoy kayıtsız kalamadı, çok istekli davetime… Yolda didişecek birisine ihtiyacım vardı ne de olsa…

İnternet araştırmalarım sonucunda hiç bir ilgilinin telefonuna ulaşamamıştım. Haritadan gördüğüm kadarıyla, Keremköy en yakın yerleşim yeriydi. Keyifli bir araba yolculuğundan sonra, akşam saatlerinde köy kahvesine vardığımda, çok da umut verici bir yardım alamadım. Sadece adanın karşısındaki kayıklara sabah uğramamın faydası olacağını söylediler…

Neyse ki, kayıkların bağlandığı yer ve yağmur bulutlarının arasında kendisini gösteren güneş fotoğraf imkanı veriyordu. Adayı bir süre uzaktan izledik.

IMG_7167_FF_1600

Bir umutla beklemeye devam ederken, Tuğla fabrikasının, arkasındaki bir ahılın ve denizci damlarının fotoğraflarını çekerek oyalandık.

IMG_7195_FF_1600

IMG_7178_FF_1600

Sabahın ilk saatlerinde, Çiçek Adası'nın karşısındaki Ahıl

Yağmur başlamasına az kala da, gün batımından hemen sonra Ayvalık’a ulaştık. Sabah erken kalkacağımızdan, keyifli bir yemek faslının ardından uykuya daldık…

Güneş doğmadan adanın karşısındaki kayıkların başındaydık. Bizimle kafa bulan birkaç balıkçı haricinde pek de kimse yoktu ortalarda. Sabahın sarı ışığı, birkaç keyifli fotoğraf daha çekmemize vesile oldu…

IMG_7150_FF_1600

İskele ve baca uzun pozlama sabah ışığı

Keremköy’de şansımızı bir kez daha denemek için arabamızı tekrar kahvehaneye sürdük… Bu kez yardımsever birisi çıktı ve ‘Zargana Ahmet’ adını verdi. Fakat ne yazık ki, telefonu kimsede yoktu. Kös kös geri döndük kayıkların başına. Adaya çocuksu bir özlemle baktık bir süre daha… Tam umudumuzu kaybetmeye başladığımızda, uzun boylu birisi yanımıza yanaştı. Cemal ile göz göze geldik.   Zira uzun boylu ve zayıflara ‘Zargana ismi verilirdi.

IMG_7212_FF_1600

Fotoğraf melekleri her zamanki gibi yanımızdaydı anlaşılan…  Keremköy’de yardım istediğimiz kişi Zargana Ahmet’e ulaşmış ve fotoğraf çekmek isteyen iki delinin adaya çıkmak istediğini iletmişti. Üstelik kayığı, yeni boyanmış, bağlı olanlar arasında en renkli olan tekneydi de.

DP3M0282_FF_1600

Daha da iyisi Zargana Ahmet oldukça fotoğrafik bir simaya da sahipti ve poz vermeyi de seviyordu. Fotoğrafın melekleri peşimizi bırakmamışlar, bir de gökkuşağı koymuşlardı bizim için gökyüzüne.

IMG_7257_FF_1600

IMG_7270_FF_1600

IMG_7282_FF_1600

Ada bekçisi, Zargana Ahmet ile akraba olduklarından, bizi samimi bir şekilde karşıladı.

DP3M0272_FF_1600

Tanışma faslını kısa keserek, arada bir yüzünü gösteren güneş ve ahmak ıslatan yağmuru bahane ederek daldık Nergislerin arasına. İlk gözümüzü çarpan, güneşin sarı ışıkları altında kalmış olan eski bir traktördü.

Eski Traktör Gökkuşağı altında

İlk başta biraz üzüldük. Nergis mevsimine maalesef son demlerinde yetişmiştik.

IMG_7332_1600

Çiçek Adası'nda Nergisler

Çiçek toplayıcılarının daha az uğradığı iç kesimlerde, nergislerin gülümseyişlerini yakaladık. Yüzyıllık Zeytin ağaçlarıyla, Nergisler adeta koyun koyuna yaşıyorlar, birbirlerinin güzelliklerini tamamlıyorlardı. Yağan yağmura ve pusa aldırmadan, ağaçların arasına daldım.

Zeytin Ağacı ve Nergis

Zeytin Ağacı ve Nergis

Zeytin Ağacı ve Nergis

Nergis’in buram buram kokusunu çektik doyasıya…

DP3M0236_FF_1600

Zargana Ahmet, coşkumuza katılmış üstelik bize Nergis toplamıştı.

DP3M0259_FF_1600

Güzelce saplarını kesip, bir torbaya koydular. İstanbul’a kadar arabamız misler gibi koksun diye.

IMG_7397_1600

Kıyıya dönerken, keyifli bir fotoğraf operasyonunu olduğunda hemfikirdir. Zargana Ahmet’in telefonunu aldık. Önümüzdeki Aralık ayında, yani Nergislerin coştuğu tarihte geri dönmeye söz vermiştik çünkü.

DP3M0274_FF_1600

Aralık ayında görüşmek üzere.

Istanbul Archaeology Museum & Istanbul Modern Museum…

Istanbul Archaeological Museum

After its opening on June 13, 1891, the Archaeological Museum expanded its collection rapidly. Currently, on the ground floor of the Archaeological Museum, sculptures from the Ancient Age from the Archaic Era to the Roman Era may be seen on the right side, and world wide famous unique artifacts such as the Alexander Sarcophagus, the Sarcophagus of Crying Women and the Sarcophagus of Tabnit that came from the Royal Necropolis in Sidon on the left side. On the upper floor of the two-storey building, there are the Treasury section, the Non-Islamic and Islamic Coin Cabinets and the Library.

The “Surrounding Cultures of İstanbul” section, which was opened in the cellar of the new building in 1998, is a hall where artifacts from various ages found during excavations at the surrounding archaeological sites and tumuli. It has sub-sections of “Thrace-Bithynia and Byzantium”. The ground floor of the new building hosts the “Children’s Museum” exhibition.

The “İstanbul Through the Ages” collection is exhibited on the first floor of the new building, the “Anatolia and Troy Through the Ages” collection on the second floor and the “Surrounding Cultures of Anatolia: Artifacts from Syria, Palestine and Cyprus” collection on the third floor, in chronological order.

Istanbul Modern

The Istanbul Museum of Modern Art, Turkey’s first private museum to organize modern and contemporary art exhibitions, was founded in 2004 and occupies an 8,000 square meter site on the shores of the Bosphorus.

Istanbul Modern embraces a global vision to collect, preserve, exhibit and document works of modern and contemporary art and make them accessible to art lovers.

As part of its commitment to sharing Turkey’s artistic creativity with wide audiences and promoting its cultural identity in the international art world, Istanbul Modern hosts a broad array of interdisciplinary activities.

Apart from permanent and temporary exhibition galleries, a photography gallery, and spaces for educational and social programs, the museum offers a cinema, restaurant, design store and an extensive library.

Istanbul Archaeological Museum’s founder and the great painters – OSMAN HAMDI BEY
 Istanbul Archaeological Museum and founder of the great painters - OSMAN HAMDI BEY

Istanbul Archaeology Museum

Istanbul Archaeological Museum

Istanbul Archaeological Museum

Istanbul Archaeological MuseumIstanbul Archaeological Museum

DSCF1803_1200

Istanbul Archaeological Museum

Istanbul Archaeological Museum

Istanbul Archaeological Museum

Istanbul Archaeology Museum

Istanbul Archaeology Museum

Istanbul Archaeology Museum

Istanbul Archaeology Museum

Istanbul Archaeology Museum

Istanbul Archaeology Museum

Istanbul Modern

İstanbul Modern

İstanbul Modern

İstanbul Modern

İstanbul Modern

İstanbul Modern

İstanbul Modern

İstanbul Modern

DSCF2093f

Magnum’s Photographer ‘ARA GÜLER’ and me…
DSCF2573

Gökova – Bozburun

Geçen sene, Akyaka > Akbük > Ören > Çökertme > Yalı > Bodrum – Gündoğan bisiklet turu yapmıştık, sevgili dostum Cemal Atasoy ile birlikte.

Bu sene Gökova > Köyceğiz > Sarıgerme’yi pedallamakla başladık. Geçtiğimiz hafta ise Gökova > Marmaris > İçmeler > Bayır > Bozburun > Selimiye > Orhaniye yolculuğumuz oldu. Böylece, Marmaris’in Datça istikameti hariç tüm yönlerini bitirmiş olduk. Fakat şunu itiraf edeyim, Marmaris’i biz deniz olarak bilirdik. Ne çok dağı-tepesi varmış oysa. Terlerimizle epey ıslattık yolları… Neyse ki denize paralel gitmenin avantajını, serin sulara dalıp ferahlamakla yaşadık.

Cemal Atasoy, Çamlı Köyünde yaşamını sürdürüyor bu aralar. Haliyle, Okaliptüs ağaçlarına bakan pencerem ile ona konuk olmak, kuş sesleri ile uyanıp, bisiklete binmek büyük keyif oldu. Çamlı köyünden, arka yoldan, tamamen orman içerisinden Marmaris yoluna arkadan çıkmak mümkün. Yol üzerinde bir dünya cenneti ‘İncekum’ plajının olması da başka bir keyif.

Orman içerisinde, nefis koyları izleyerek bisiklete binmek, fotoğraflarını çekebilmek ve canın çektiğinde masmavi sulara atlayabilmek… Sanıyorum daha ötesi yok bu yeryüzünde…

Çamlı - İncekum arası yol manzarası.
Çamlı – İncekum arası yol manzarası.
 İncekum'a varmadan...
İncekum’a varmadan…
İncekum'un hemen yanındaki koy...
İncekum’un hemen yanındaki koy…
İncekum yanı panoroma
İncekum yanı panoroma
İncekum yanı panoroma
İncekum yanı panoroma

MARMARİS

Tepeden bakmak Marmaris'e, mutluluğa bir davetiye gibi...
Tepeden bakmak Marmaris’e, mutluluğa bir davetiye gibi…

Bisikletçi için güzel bir görüntü. Cennete yokuş aşağı gitmek her halde en çok istediğimiz şey. Sanıyorum yokuş yukarı pedal çevirirken en büyük motivasyonumuz, eninde-sonunda bir inişin olacağını bilmemiz.

İçmeler’e doğru pedal basmak, güneşlenenleri, denize girenleri izlemek yolun en rahat kısmıydı. İçmelerin bitimindeki sert çıkış öncesi, bisikletli yaşamın reklam filmi gibiydi.

Marmaris  - İçmeler arası. Bisikletli yaşamın reklam filmi lezzetinde bir yolculuktu.
Marmaris – İçmeler arası. Bisikletli yaşamın reklam filmi lezzetinde bir yolculuktu.
Bisikleti kenara dayayıp, hızla bir koşu denize girip-çıktım. Sanırım gezinin en güzel hoşlukları, bisikleti bırakıp, denize atlamak kısmıydı...
Bisikleti kenara dayayıp, hızla bir koşu denize girip-çıktım. Sanırım gezinin en güzel hoşlukları, bisikleti bırakıp, denize atlamak kısmıydı…
İçmelerden karşıya bakış
İçmelerden karşıya bakış
Yol Ayrımı
Yol Ayrımı
Tırmanış
Tırmanış
Yaklaş
Yaklaş
Daha Yaklaş
Daha Yaklaş
Cemal'in yüklü bisikletiyle ancak bu kadar hızlı gelinebiliyor.
Cemal’in yüklü bisikletiyle ancak bu kadar hızlı gelinebiliyor.

Ciddi bir tırmanıştan sonra, BAYIR Köyüne ulaştık. Balcılık en önemli geçim kaynakları. Aynı zamanda turistik bir uğrak noktası. Öncelikle 2000 yaşındaki Çınar ile serinliğinde oturuyoruz.

1995 yılında 1880 yaşında tabiat anıtı olarak tescil ettirilen 2,8 metre çapındaki çınarın çevresi 8,7 metre olarak ölçüldü. 35 metre yüksekliğinde olduğu belirlenen ağaç 706 metrekarelik alanı kaplıyor.
1995 yılında 1880 yaşında tabiat anıtı olarak tescil ettirilen 2,8 metre çapındaki çınarın çevresi 8,7 metre olarak ölçüldü. 35 metre yüksekliğinde olduğu belirlenen ağaç 706 metrekarelik alanı kaplıyor.
Bayır Köyü Çeşmesi
Bayır Köyü Çeşmesi
Bayır Köyü Çeşmesinden
Bayır Köyü Çeşmesinden
Bayır, oldukça turistik bir köy.
Bayır, oldukça turistik bir köy.
Yakın çekim
Yakın çekim

Bayır Köyü’nden ayrılıp yolumuza devam ettik. Denizi ilk gördüğümüz yer doğrusu tek kelimeyle muhteşemdi.

DSCF0158

Manzarayı bulduk, hatta ortasına beyaz bir yelkenli tekne bile koyduk…

Manzaraya karşı, kapaklık bir poz.
Manzaraya karşı, kapaklık bir poz.

Ehh arada bir şov yapmak lazım…

Bazen olur böyle...
Bazen olur böyle…
Tepeden Selimiye'yi görüp, Bozburun'a devam ettik.
Tepeden Selimiye’yi görüp, Bozburun’a devam ettik.

DSCF0185_1200

Küçük kız diye seslendim fakat dönüp de bakmadı kerata.
Küçük kız diye seslendim fakat dönüp de bakmadı kerata.
Nedense hep inemedik, bazen çıkmak gerekti. 180 derece viraj çok fazlaydı.
Nedense hep inemedik, bazen çıkmak gerekti. 180 derece viraj çok fazlaydı.

BOZBURUN

Bozburun, tekne yapımıyla ünlü bir belde. Mavi turun önemli uğrak noktalarından.
Bozburun, tekne yapımıyla ünlü bir belde. Mavi turun önemli uğrak noktalarından.
Şirin ve mutlaka görülmesi gereken bir cennet Bozburun...
Şirin ve mutlaka görülmesi gereken bir cennet Bozburun…
Bozburun'da konakladığımız pansiyonun manzarası.
Bozburun’da konakladığımız pansiyonun manzarası.
Konaklayacağımız yeri seçerken bu manzaraya tav olduk.
Konaklayacağımız yeri seçerken bu manzaraya tav olduk.
Haliyle de, Cemal Atasoy ile akşam yemeğimizi bu manzaraya karşı yedik.
Haliyle de, Cemal Atasoy ile akşam yemeğimizi bu manzaraya karşı yedik.
Konakladığımız yerin görünüşü.
Konakladığımız yerin görünüşü.
Akşam ve sabah konakladığımız yerin hemen önünden denize girdik.
Akşam ve sabah konakladığımız yerin hemen önünden denize girdik.
Günün yorgunluğu, akşam içilen kahveyle keyfe dönüştü.
Günün yorgunluğu, akşam içilen kahveyle keyfe dönüştü.
Kahvaltı keyfi biraz daha yüksekten manzaralı.
Kahvaltı keyfi biraz daha yüksekten manzaralı.

Bozburun'dan çıkış oldukça  dik bir rampayla olduğu için fotoğraf çekemedik doğrusu. Fakat tepe muhteşemdi. Manzara Selimiye...
Bozburun’dan çıkış oldukça dik bir rampayla olduğu için fotoğraf çekemedik doğrusu. Fakat tepe muhteşemdi. Manzara Selimiye…

Biraz fazla kendi pozlarımı koyuyorum ama manzara işte, koyduruyor...
Biraz fazla kendi pozlarımı koyuyorum ama manzara işte, koyduruyor…

Selimiye’yi geçip yolumuza devam ederken gözümüz, tam Selimiye’nin karşısındaki minik koya takıldı. Güneş tepeye doğru çıkmış, ağır bir yokuşu ve inişi de bitirmiştik. Deniz keyfi molası için muhteşem bir keşif oldu.

Selimiye Karşısı
Selimiye Karşısı
En güzel deniz keyfi burada oldu.
En güzel deniz keyfi burada oldu.

Kızkumu'na uğramadan, deniz üzerinde yürüyenleri arkana alıp, fotoğraf çektirmeden turumuzun tanıtımı eksik kalırdı doğrusu.
Kızkumu’na uğramadan, deniz üzerinde yürüyenleri arkana alıp, fotoğraf çektirmeden turumuzun tanıtımı eksik kalırdı doğrusu.
Orhaniye'ye doğru bastık bedallara. Asfalt eridiğinden, tekerlekler zift oldu. Düşünün sıcağı.
Orhaniye’ye doğru bastık bedallara. Asfalt eridiğinden, tekerlekler zift oldu. Düşünün sıcağı.

Orhaniye biraz dalgalıydı nedense.
Orhaniye biraz dalgalıydı nedense.

360 dereceyi tamamlamak için, Marmaris rampalarına yine sardım. Cemal yazının başındaki arka yoldan geri dönerken, ben tekerlekleri değiştirmek için mecburen Marmaris’e saptım.

Bu kez ters açıdan Marmaris’i fotoğrafladım. Doğrusu günün yorgunluğunun üzerine tırmandığım en zorlu rampalardan bir tanesi oldu. Bir 100 metre daha olsaydı, otostop yapacaktım.

Marmaris'e Datça tarafından bakış.
Marmaris’e Datça tarafından bakış.

İyi ki de gelmişim, bir akşamüstü Marmaris’e…

Marmaris Hatırası
Marmaris Hatırası

Sahili dolaştım, bir Marmaris akşamüstü. Çok keyifli bir kent doğrusu…

Marmaris akşamı bir başka güzel
Marmaris akşamı bir başka güzel

Marmaris, bisikletlileri seviyor.
Marmaris, bisikletlileri seviyor.
Sanıyorum, bisikletliler de Marmaris'i seviyor.
Sanıyorum, bisikletliler de Marmaris’i seviyor.
Sanıyorum, bisikletine dayanmış, günün batışını Marmaris sahillerinden izlemek, yaşamın en keyifli anlarından bir tanesi.
Bisikletine dayanmış, günün batışını Marmaris sahillerinden izlemek, yaşamın en keyifli anlarından bir tanesi.

Son fotoğrafla birlikte 2 günlük bisiklet yolculuğumuzun özetini bitirmiş oldum.

Türkiye üzerinde cennet köşe oldukça fazla. Yeter ki bir şekilde oralara gitme azmimiz olsun, yaşadıklarımızdan mutluluklar çıkarmasını bilmek gerek… Bu da benim duam, umarım kabul olur.

Bir sonraki yolculukta görüşmek üzere.

James Bond & Varda (Alman) Köprüsü

JamesBond filmlerini ilk Sean Connery ile tanıdık. Nispeten maço bir karakterdi ve belki de ilk olmasından dolayı da en çok o sevildi. Bu yönüyle Daniel Craig’i, Connery’in devamı olarak gördüm.

connery-Craig

Toplam yedi ayrı oyuncu Bond karakterini sinemaya taşıdı.  Çocukluk dönemlerine rastladığı için Roger Moore’un bende yeri ayrıdır.  Sonra gelenlerden,  Pierce Brosnan’ da epey sevildi. Sanırım Roger Moore tarzında olmasından kaynaklandı.

Daniel Craig, halen son Bond ve ilk filmi Casino Royale’de biraz soğuk bulundu. Daha bir ajandı ve daha bir sert olduğu için ise daha kırılgandı.

İyi bir James Bond izleyicisi olarak 2012’de çekilen Skyfall’ı haliyle daha bir merakla izledim.

 Skyfall

Öncelikle Türkiye’de geçen bölümleri oldukça ilginçti. Tabii film kurgusu içerisinde, sahnelere konu olan yerlerin birbirini ardına akışını izleyince biraz şaşırdık.

_skyfall_3Skyfall_2

Şaşırmamak eldemiydi ki: Mısır Çarşısı’nın çatısında başlayan motorsikletli kovalamaca, tahminen Galata Köprüsünden düşüş, Sirkeci’den kalkan trenin tepesine olmuştuCraig-jumping.

Yaklaşık olarak trenin varması gereken yer Bakırköy olması gerekirken, aşağıda hikayesini anlatacağım Varda (Alman) Köprüsü’nde kıyamet koptu.

skyfall-bondnaomie-harris-skyfall-james-bond-trainH3JFP
Varda Köprüsü Adana il sınırları içerisinde bu arada. Varda Köprüsü üzerinde vurulan James, trenden düşünce normalde toprağa çakılması gerekirken, serin sulara daldı.

WLv6J

Ağır yaralı olarak suya düştükten sonra ise ilk gözlerini açtığı yer, Kelebekler Vadisi, Fethiye idi…

Skyfall-Varda Köprüsü

Konuya böyle bakmazsanız güzel çekimlerdi doğrusu… Kurgu heyecan yaratmalı, yoksa banliyö treni güzergâhında, casus filmi mi olur…

Kendimi manzara fotoğrafçısı olarak tanımladığımdan Varda Köprüsünü görünce, ben buraların fotoğraflarını çekmeliyim diye düşünmüştüm. Bir de hikâyesini duyunca hele iştahım iyice kabarmıştı. Açıkcası başta, bir fotoğraf gezisinin bu kadar güzel olabileceğini de düşünmemiştim.

Gece Ereğli’de kalmıştım. Pozantı üzerinden, yolu da bilmediğimden Adana’ya, oradan Karaisalı’ya gittim. Kulağımı tersten gösterip Hacıkırı’ya ulaştığımda, her yorgunluğa değdi doğrusu. Ama düşünemedim baştan, Pozantı’ya tren ulaşıyorsa, bir şekilde karayolu da olmalıydı… Kısmet başka sefere. Nasılsa artık kestirme yolu da biliyorum.

 

Bond’un suya düştüğü yer burası. Su yok görüldüğü gibi. O kadar olur…

Varda (Alman) Köprüsü:

Varda Köprüsü

Tam hikâyesini aktarayım önce… Sonra fotoğraflar.

1800’lü yılların sonunda Amerika Birlesik Devletleri, Rusya, Ingiltere, Fransa ve İtalya gibi ülkelerin hükümranlık kurduğu ülkelerde petrol kaynaklarina sahip olmalari Almanya’yi zor durumda birakir. Alman Imparatoru Kayzer Wilheim 2 danismanlariyla yaptigi toplantida petrol konusun ele alir ve petrol ülkesine geçis yapilamadigi sürece basarisiz kalacaklarini anlatir. Bu toplantida proje çalismalarinin baslatilmasini ister. Aslinda Almanlar petrol kaynaklarini düsünürken, Arap ülkelerinde zor durumda olan Osmanlılar ise asker ve mühimmat nakliyesini öncelikli ele alırlar.

İngilizlerin egemenligini devam ettirdikleri Kizildeniz üzerinden Arap bölgesine geçis yapamayan Almanlar’in aklina Istanbul-Bagdat-Hicaz demiryolu insaati gelir. Alman Imparatoru Wilheim 2, derhal Osmanli Padisahi Abdülhamit 2 ile temasa geçer. 1888 yilinda anlasmalarin imzalanmasindan sonra ise Alman hükümeti demiryolu insaatini Deutche Bank’in finansiyla Philipp Holzmann, Krup ve Siemens firmalarindan olusan bir konsorsisyuma verir.

Alman Imparatoru Wilheim 2’nin talimatiyla Almanlarin devlet bankasi Deutche Bank finans destegini hemen açiklar. O zamanlar Avrupa’nin en büyük insaat firmasi olan Philipp Holzmann tünel ve barinacak yerleri, Krup firmasi ise raylari döseyecek,ünlü firmalardan Siemens ise elektrik tesisatlari ile lokomotif üretimlerini saglayarak Istanbul-Bagdat-Hicaz demiryolu insaatini tamamlayacaklardi

İmzaların atılması ve firmaların belirlenmesinden sonra ise insaat çalismalari basliyor ve 1905 yilinda Istanbul Haydarpasa tren istasyonu hizmete giriyor. Daha sonra sirasiyla Eskisehir, Konya Ereğli, Pozantı ve Adana istasyonları devreye girer. Ancak, ülkemizin değil belki de dünyanın en büyük tünel inşaatları, Toros Dağlarında baslamış olur. Ereğli istasyonu sonrasında Toros Dağları’nı gören Alman mühendisler şaşkına döner.

Bu arada isin zorlugunu gören Almanlar kendi ülkelerinin vatandasi olan ancak Yunan asıllı olan Nicolas Mavragordato’yu apar topar Adana’ya getirerek baş mühendis olarak atarlar.

Alman ve Türk isçilerinin çalıştığı ve uğrunda öldükleri Istanbul-Bağdat-Hicaz demiryolu insaati tarihinde Belemedik ismi önemli yer tutar. 1900’lü yılların başında başlayan Toros Tünelleri insaati tam 20 yil sürer. 12 km’lik bölümde tam 22 tünel açılır. O tarihlerde karşılıklı çalışan isçilerin açtiklari tüneller bazen birbirini görmediği için, Türk isçiler “bilemedik, bilemedik” diye feryat edince Alman vatandaslari da buna karsilik “belemedik, belemedik” seklinde karsilik vermisler. Türkiye’nin en güzel doğa görüntüsüne sahip bu yere ise Almanlar tünellerdeki şaşırmalarının simgesi olarak ‘Belemedik’ ismi ortaya çıkmış.

Almanların belki de tünellerden sonra ençok uğraştıkları ikinci konu ise Hacıkırı köyündeki Varda Köprüsü olmuş. Alman mühendisler sarp kayaliklar ve dağlık bölgenin uç kısmından köprü ayaklarını inşaatını devam ettirmelerine karşın, trenler keskin virajı alamayınca daha ileriye 200 metre derinliginde ikinci bir köprü inşaasına baslamışlar. İlk köprünün ayakları halen durmaktadır.  Burada çalışan işçiler ise uçuruma inşaa ettikleri köprü ayakları için sürekli aşağıya taş atarak deneme yapmaya baslamışlar. Asağıda çalısan Türkler ise sürekli atılan taşlar sonrasında “var daha” diye bağırmışlar. Almanlar, Belemedik gibi bu köprünün ismini de “Varda” köprüsü olarak tescil ettirmişler.

Varda Köprüsü’ne 300-400 metre uzaklıkta Hacıkırı köyü bulunmakta. İstasyonu oldukça hoş. Ereğli’den binip once bu istasyona gelip, farklı mevsimlerde köprüyü fotoğrafladıktan sonra,  oradan da yoluma tekrar  devam etmeyi düşünüyorum.

Fotoğrafların devamı.

Hacıkırı İstasyonu

Hacıkırı_ Varda Yönünden Geliş

Hacıkırı Kuzey

Varda Köprüsünün farklı açılardan Fotoğrafları

Varda Köprüsü Karayolu Geçidinin oradan

Varda Köprüsü_Yeşille bezeli

Fotoğrafı çektiğim yerde çay demleyen ve gözleme yapan dostlar tanıdım. Çayları nefisti doğrusu…

Çay Keyfi

Mini Çay Bahçesi

Tren Geçerken

Tepeden Varda Köprüsü

Sadece Köprüyü çekmek yetmedi bana. Almanların o dönem yaşadıkları binaları ve dağların içerisindeki tünelleri görmek istedim. Şansım yaver gitmişti. Emekli Sinyalizasyon kontrolörü yanı başımda çay içiyordu. Açıkcası bu kadar maceralı bir yolculuk olabileceğini, doğrusu başta beklemiyordum. Bir James Bond olamadım ama Harrison Ford’un canlandırdığı İndiana Jones oldum doğrusu… Hayatımın en garip fakat en heyecanlı yolculuğuydu.

İndiana Jones

Orjinali yukarıdaki fotoğraftaki gibi. Fakat benimkisi de hiç yabana atılır bir seyahat değildi. Zaman zaman stop eden en az 30 yıllık bir Rus motorsikletinin sepetinde, bazen tek tekerlek üzerinde uçurumu yalarcasına gittik. Valla iyi cesaretmiş. Canlandırma fotoğraf, yolun düz olduğu yerde çekildi, haliyle yanımdaki tripod yardımıyla. Yanlız şöförüm benden daha çılgınmış. Aynı İndiana Jones’ın babası gibi… (Sean Connery – İlk Bond) E yani, hayat ne kadar ilginç değil mi?

Yerli İndiana Jones

Yol boyunca, gördüğümüz manzara kilometrelerce böyle, yol da işte gözüken daracık yer… Hiç abartmadım yani.

Belemedik Manzarası

Almanların bir kaç duvar kalmış kasabası. Binlere kişi kalıyormuş zamanında.

Almanların kasabası

Tüneller ve tünelleri bağlayan köprüler.

Menfezler

Üstteki fotoğraftaki gibi dağın içerisine giren menfezler var. Rayların üzerinde yürüdüm, karanlık olduğu için iyi fotoğraf yoktu.

Günümüzün metrosu gibi düşünün. Uzun uzun karanlık geçitler. Zaman zaman aşağıdaki gibi açık alanlar. Bağlantı köprüleri. Yine tüneller.

Tüneller

 

Tüneller tüneller

Bir başka Tünel

Tam ortada yapım yılı okunuyor. 1916

1916

Hatıra

Köprü Hatırası

Varda Köprüsüne gider misiniz, Ereğli’den trene binip, Adana’ya ulaşır mısınız bilemem. Fakat, kesinlikle önerilerecek, hatta bazı istasyonlarda inip, bir sonraki trene binilecek güzellikle bir rota. Fotoğrafı ya da gezmeyi seviyorsanız, Türkiye’de sanırım böylesi başka bir rota daha yok. En azından, Adana’ya doğru giderken Pozantı’da bir mola verin. Pozantı, Şekerpınar suyu kenarında Akköprü var.

PozantıKöprüsü

Nefis bir yemek yerken birden tren sesini duyacaksınız ve oturduğunuz yerden, daracık bir başka köprünün daha  olduğunu göreceksiniz. İki tünel arasındaki bu köprü, restoranın adeta içinden geçiyor. Şaşırmayın, tren yolu size o kadar yakın. Dağın içerisinden bir tren çıkıyor ve gözden yine kayboluyor.

Pozantı Şekerpınar Geçit

Hikâyem şimdilik bu kadar. fakat bende bu fotoğraf sevdası oldukça, yolum daha düşecektir buralara…

 

 

 

DOGAY – 2014 ‘Fotoğraf Yarışması’ BURDUR

Ankaralı bir dernek olan ‘DASK’ın 6 Yıldır katıldığım ‘Doğada Görüntü Avcılığı Yarışması bu sene BURDUR ilindeydi. Tarihi kalıntılarının ve doğasının zenginliği ayrı bir keyif verdi.

Sadece çekim mahalleri arasında (Burdur ili sınırlarında) 4 gün boyunca 800 km yol yaptım. Güneş doğuşunda ayağımda çizmelerle bataklık göl kenarlarında kuşları, Antik Kremna şehrinin en yüksek burcundan ise binlerce yıl öncesinde sakinlerinin yaptığı gibi vadileri gözledim.

Sloganlarını yazmak isterim. Sanırım her şeyi özetliyor.

Ayak izinden başka bir şey bırakma !…
Anılardan başka bir şey götürme !…
Zamandan başka bir şey öldürme ! …
Görüntüden başka bir şey alma ! …

Aşağıda 6 kategori altında ‘Yarışmaya verdiğim’ ve ‘Yarışma Dışı’ fotoğrafları göreceksiniz.

Manzara kategorisinde birincilik ve 4 sergilemeyle, yarışmayı tamamladım.

Dogay_Burdur_YYaşam_5520_1200

Gökova – Köyceğiz – Dalyan Bisiklet Turu

Cemal Atasoy Gökova’da yaşıyor. Benim bisiklet turu yapalım isteğime, harika bir güzergâh teklifi sundu. Okaliptüs ağaçları arasından pedal çevirmeye başladık. Köyceğiz istikametine çift şeritle yoldan değil de, köy yollarından ve ağaçların arasından bir rota çizmişti bize. Kuş sesleri, baharın tüm kokusu ve yeşil doğa, bisiklet yolculuğunda arkadaşımızdı. Ekincik yolu, Hamitköy, Sultaniye Kaplıcalarını aşıp, 2 dakikalık bir tekne yolculuğunun ardından, Dalyan’a ulaşacaktık.

Okaliptuslar altından başladık
Okaliptuslar altından başladık

Cemal_okaliptus_Gökova

Azmak kenarından Gökova’yı selamladık
Azmak kenarından Gökova’yı selamladık
Köylerin içinden geçtik
Köylerin içinden geçtik

EskiTraktör_Hakan

Anayola çıktığımızda yönümüz belliydi
Anayola çıktığımızda yönümüz belliydi
Asfalt ağladı azmimize
Asfalt ağladı azmimize
Ekincik yoluna sapıp, doğa ile tekrar buluştuk
Ekincik yoluna sapıp, doğa ile tekrar buluştuk
Doğa’nın içinde olmak…
Doğa’nın içinde olmak…

Doğaana bizi bir azizlik yaptı. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmura fazla direnemedik. Yolumuzu Köyceğiz’e çevirdik.

Doğa Ananın planlar bizden Farklıydı… İliklerimize kadar ıslandık

Sabay uyandığımızda, Köyceğiz Gölü manzarası, her zorluğa değerdi…
Sabah uyandığımızda, Köyceğiz Gölü manzarası, her zorluğa değerdi…

Her şey kısmettir. Yağmur sayesinde gelmek zorunda kaldığımız Köyceğiz’de, Ali Ağbi ile tanıştık. Onun konukseverliği ile gecemizi Flora otelde geçirdik. Sabah bizi masmavi bir göl manzarası bekliyordu.

Sabahın ilk saatlerinde, Köyceğiz Gölü bir başka güzel…
Sabahın ilk saatlerinde, Köyceğiz Gölü bir başka güzel…

Hakan&Cemal_Köyceğiz

Doğanın kokusunu içimize çektik…
Doğanın kokusunu içimize çektik…
Enerjimiz tamdı, başladık tırmanmaya…
Enerjimiz tamdı, başladık tırmanmaya…

Cemal_Sultaniye Yolunda

Yukarıdan bakmak başka bir güzel oldu…
Yukarıdan bakmak başka bir güzel oldu…
Gölü çepeçevre dolandık…
Gölü çepeçevre dolandık…
Teknelerle yarıştık…
Teknelerle yarıştık…
Sultaniye Kaplıcalarında bulduk onları.
Sultaniye Kaplıcalarında bulduk onları.
Dalyan’ı gördük suyun karşısından…
Dalyan’ı gördük suyun karşısından…

Cemal_Teknede

Atladık tekneye…
Atladık tekneye…
Uzaktan selam verdik, büyük krallara…
Uzaktan selam verdik, büyük krallara…
Dalyan hatırası
Dalyan hatırası
Ne güzeldir baharda Dalyan kıyıları…
Ne güzeldir baharda Dalyan kıyıları…
Güzel çiçeklere karşı hamakta uyumak…
Güzel çiçeklere karşı hamakta uyumak…
Enerjimizi tazelemek de lazım… Tabii arka sokaklardaki esnaf lokantasında. Gezgin tarifesi olmalı ne de olsa…
Enerjimizi tazelemek de lazım… Tabii arka sokaklardaki esnaf lokantasında. Gezgin tarifesi olmalı ne de olsa…
Kırmızı arabalı, kırmızı ev…
Kırmızı arabalı, kırmızı ev…
Zakkaumların eşliğinde pedal çevirdik…
Zakkaumların eşliğinde pedal çevirdik…
Söz verdik en kısa zamanda geri dönmeye…
Söz verdik en kısa zamanda geri dönmeye…

Cemal ile söz verdik birbirimize. Bu rotayı, daha da geliştirerek tekrarlamak çok güzel olacaktı.