Boğaziçinde bir garip fotoğraf çekimi hikâyesi

Paşabahçe Halkevi’ndeki ‘Bitirim Fotoğrafçı’nın verdiği eğitim saat ondokuzda bitecekti.  Ben ise eğitimin son bir saatinde Karagöz rolü oynayacaktım. Başarılı da oldum, en azından bir Cumartesi akşamüstünde katılımcıları güldürmeyi başardık. Sanırım bir şeyler de öğrettik. Neyse, Ondokuz sıfırbeşte koşarak iskeleye yöneldik. ‘Bitirim Fotoğrafçı’ ile birlikte gelen ‘Ben  Böylede Mutluyum Abi’ ve bindiği taksi ile Paşabahçe’yi 3 fersah geçen ‘Küçük Tekneden Tırsan Fotoğrafçı’  bizden daha fazla koşmak zorunda kalsa da, saatinde iskeledeydik. 

Paşabahçe İskelesindeki küçük vapur bizim vapurumuz muydu acaba… Görevliye sorduk “Bu gemi Eminönü’ne gider mi?” Bize garip garip baktı. “Yok Beykoz’a gider…” Sorduk yine “Eminönü’ne giden gemi nerede?” Yine garip garip baktı… “Buradan Eminönü’ne vapur yok ki!” Üsteledik… “Nasıl yok?”

Dört tane olgun fotoğrafçıyı eğlenceli bulmuştu sanırım. “Yok ki yok!” Görevliden daha iyi biliyorduk. “İnternet yalan mı söylüyor, ondokuzonbeş te gemi var diyor…” Sırıttı… “Yok öyle bir vapur…” Arkasını dönüp giderken bize hadi siz de çıkın diye işaret yaptı… Neyse ki birbirimizi suçlamadık. Ne de olsa aramızda ‘Ben Böylede Mutluyum Abi’ vardı ve bize poz vermeyi kabul etmişti. Bari bir fotoğraf çekelim deyip, görevliye az bekle abi el işareti yaptık.

 

IMG_1590

Görevli bizi kapı dışarı ederken, çaresizliğimize acıdı sanırım, iskelenin yanındaki tekneleri işaret ederek, ‘Onlardan biri sizi karşıya bırakabilir dedi…”

IMG_1593aa

İskelenin hemen yanında konuşmalara kulak misafiri olan ‘Balıkçı Metin’ bana çatal bir sesle “Sizi karşıya bırakabilirim” dedi… RTÜK nedeniyle fotoğraf koyamıyorum ama şöyle bir şey hayal edin. Tam iskelenin kapısında, duvarın üzerindeki yarım ekmek arası kavurmasından bir çimdik almış, kırmızı yüzlü sevimli bir şahıs, henüz ‘İzmir’ markalı rakı şişesinden plastik bardağa doldurduğu rakısını bana doğru uzatarak bu teklifi yapmıştı. Bir an bakakaldım sahneye… Federico Fellini’nin bir filminde bu sahneyi gördüğüme yemin edebilirim.

Aralarında konuşan arkadaşlarıma omzum üzerinden bir baktım, çaresiz gibi geldiler bana. Balıkçı Metin’e dönüp bir daha baktım, gözleri hafif şaşıydı. Komik ama samimi bir bakışı vardı sanki… Yelkenli tekneye binmişliğimden mi nedir, bir cesaretle ‘Kaç para?” dedim… Elli lira istedi benden.

Bizimkilere yetiştim ve teklifi ilettim. Dönüp hiç pozisyonunu bozmadan bizi şehla gözleriyle izleyen Balıkçı Metin’e baktılar. Elindeki sigara filtresiz miydi şimdi anımsayamadım. Sanırım şehla gözlerinin ve onlarında Fellini filmi izlemiş olmaları ihtimaline binaen, şaşırtıcı bir şekilde  teklif mantıklı gelmişti. Önce karşıda bizi nereye bırakacaksın sorusunu sorduk. “İstinye, İstinye” dedi. Güzel bir muhitti doğrusu.

Rakı şişesini, plastik bardaklarını, içinde et parçaları olan yarım ekmeği hızlıca toparladı. Bir an duraksadı bir fırt içti içindekilerden, ekmeğe baktı ama sanırım onu aldığı yere koyup içinden bir çimdik koparmak zor gelmişti.

Bize ilk bakışta küçücük gelen bir teknenin ipinden çekti.  “Peşimden atlayın!” dedi. Peşimden atlayın fiili bize biraz akrobatik gelse de, Balıkçı Metin iri cüssesiyle, elinde rakı şişesi, bardakları, ekmeği ve ağzında sigarasıyla atladığına göre, biz fidan gibi fotoğrafçılar haydi haydi atlardık.

IMG_1596

 ‘Küçük Tekneden Tırsan Fotoğrafçı’  teknenin bayrağına sarıldı. Ben ise ‘Bitirim Fotoğrafçı’ dan bile uyanıktım. Balıkçı Metin’in eski pantolonunun üzerine ve onu en iyi görecek fotoğraf açısında, sotaya yattım.

IMG_1608

Sanırım tekne hakikaten küçüktü ve ‘Küçük Tekneden Tırsan Fotoğrafçı’  çok da haksız sayılmazdı. Düşünebiliyor musunuz, rakısını üç kere tazeleyen kaptanla, beş kişi fındık kadar bir teknede, akıntılarıyla ünlü boğazı, neredeyse su seviyesine 20 santim yükseklikte geçmeyi deniyorduk. Hatta üstelik fotoğraf bile çekiyorduk… İşte görün ayaktakilerin halini…

IMG_1620

‘Bitirim Fotoğrafçı’ ile en iyi ‘Balıkçı Metin’ fotoğrafını kim çeker yarışına bile girdik…

IMG_1635

Sanırım ben konum olarak daha iyiydim ve ‘Balıkçı Metin’ beni patron sanıyordu. Ne de olsa pazarlığı ben yapmıştım, değil mi? ‘Metin Kaptan’ dedikçe dönüp baktı sağ olsun…

IMG_1618

 

İstinye’ye varınca bize her zaman sizi gezmeye çıkarırım, acayip fotoğraflar çektiririm sözü vermişti ‘Balıkçı Metin’

IMG_1655

Uzaklaşırken, güzel bir anı kazandığımızın farkındaydık. Plansız işler her zaman keyifli olurdu zaten. Uğurlarken arkasından el salladık. Renkli kişilikti, renk katmıştı ne de olsa.

IMG_1657

İstinye’ye gelmiştik, nefis istavrit tavalarımızı yemeden önce manzara fotoğrafına çıktığımızı hatırladık. Sabitlediğimiz makinelerimizle, fotoğrafçıların mavi ışığında  ‘Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün bize mutluluk veren görüntüsünü fotoğrafladık. İşimizi de yaptığımıza göre istavrit tavayı hak etmiştik.

IMG_1671

Kıssadan hisse, günü yaşa, güzellikleri kaybetme… İkinci kıssa ise PS’de Raw Codec’lerini güncellemezsen fotoğraf sunumuna böyle jpegle çektiğin tek manzara fotoğrafını koymak zorunda kalırsın. Sunumun eksik kalır.

 

YAZI ve FOTOĞRAFLAR: HAKAN GÜNEŞ